Ana Sayfa Yerel Asayiş Siyaset Ekonomi Spor Güncel Dünya Eğitim Sağlık Kültür & Sanat








FIBA, 2021 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nın ertelendiğini duyurdu
FIBA, 2021 Avrupa Basketbol Şampiyonası'nın ertelendiğini duyurdu
Berfin Özek şikayetinden vazgeçti
Berfin Özek şikayetinden vazgeçti
AFAD’dan korona virüs ile mücadelede 46 milyon 973 bin 714 TL’lik harcama
AFAD’dan korona virüs ile mücadelede 46 milyon 973 bin 714 TL’lik harcama
Borsa günü yükselişle tamamladı
Borsa günü yükselişle tamamladı
Çorum’da Korona virüsü yenen 13 hasta taburcu edildi
Çorum’da Korona virüsü yenen 13 hasta taburcu edildi

Elif SARITAŞ

Din Kavramı ve Dinler Tarihi
25 Mart 2020 Çarşamba

1.1.Din Kavramı

 

Değişik isimler altında ve değişik inanç şekillerinde tezahür etmiş olsa da, dini

duygu ve tecrübe bütün insanlık tarihinde günümüze kadar süregelmiştir. Yapılan

arkeolojik, filolojik, teolojik ve tarihi araştırmalar, din fenomenin her zaman ve her

yerde mevcut olduğunu ispatlamaktadır. Bundan hareketle din, insanoğlunun

doğuşundan ve yaratılışından beri var olan evrensel bir fenomendir.

Değişik toplumlarda, zamanlarda ve farklı isimler altında olsa da din olgusu tüm

insanlarda günümüze kadar var ola gelmiştir. Tarih boyunca insanlar içinde

bulundukları güçsüzlüklerden dolayı bir yaratıcıya teslim olma ihtiyacını hissetmişlerdir. İnsanlık tarihine baktığımızda ne kadar gerilere gidilirse gidilsin dini inançlarda

yoksun herhangi bir topluma rastlanmamıştır. Dinin insan hayatında ne kadar önemli

olduğunu Henri Bergson şöyle ifade etmektedir: “Geçmişte olduğu gibi, bugün de

ilimsiz, sanatsız, felsefesiz cemiyet vardır. Fakat dinsiz bir cemiyet asla yoktur”.

İnsan hayatında önemli bir yere sahip olan din fenomenini insanın hayatından

çıkarıp dinsiz bir toplum oluşturmak isteyen cereyanlar zaman zaman ortaya çıkmışsa

da başarılı olamamıştır. Özellikle de komünist rejimler dinsiz bir toplum oluşturmak

için zaman zaman amansız baskılar ve politikalar izlemişlerse de bunlar başarılı

olamadıkları gibi dinsizleştirme politikalarına reaksiyon olarak din duygusu daha da

canlılık kazanmıştır. Örneğin komünist lider Lenin dini, toplumun hayatından çıkarıp

kendi ideolojilerini daha rahat yerleştirebilmek için Rusya’da bilinçli olarak kıtlık

politikasını izlemiştir. Çünkü o, insanlar aç kaldıkça tanrıdan uzaklaşıp kendi

ideolojilerini benimseyeceklerini zannetmişti. Ama tarihi gerçekler bunun aksini

fazlasıyla kanıtlamış durumdadır. Bu durumu Prof. Dr. M. Şekip Tunç şöyle formülüze

etmektedir: “Herhangi bir ideolojinin yok edebileceği bir din yoktur”.

 

Dinin insan hayatında ne kadar önemli olduğu konusundaki bu girişten sonra dinin

kelime anlamı ve dinin tanımı üzerinde durmakta fayda vardır. Arap dilindeki “din”

kelimesinin kökü ile ilgili çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Bu kelimenin Arami, İbrani bir kökten geldiği, Orta İran’dan alındığı, Öz Arapça olduğu tartışılmakta, fakat

kesin bir sonuca ulaşılamamaktadır. Çoğulu Edyan olan din kelimesi şu anlamlara

gelmektedir: adet, yol, iteat, inkiyad, alamet ve ceza. Batı dillerinde din kelimesinin

karşılığı “La Religion” kelimesi kullanılmıştır. Bu kelime Latince “Religio” kökünden

gelmektedir. Bunun da yine Latince bağlanmak anlamına gelen “releger” veya

“religare” köklerinden geldiği söylenmektedir. O zaman Religio, ibadetlere sımsıkı

bağlanma manasını ifade eder ki, “iteat ve inkiyad” anlamlarına uygun düşmektedir.

Yukarıda da değindiğimiz gibi dinin toplumun hayatında önemli bir yere sahip olduğu

su götürmez bir gerçektir. Toplum hayatında önemli bir yere sahip olan bu fenomenin

ne anlama geldiğini açıklamakta fayda vardır. Din kavramı ile ilgili yapılan tanımlar, bir

kitabın hacmini dolduracak kadar fazladır. Ancak şimdiye kadar üzerinde ittifak edilen

ve çoğunluğun kabul gördüğü bir tanım olmamıştır. Bu durum dinin farklı bir mahiyette

olmasında etkili olduğu gibi insanların dine bakış açıları da etkili olmuştur. Örneğin;

konuya din sosyolojisi açısından yaklaşan Emile Durkheim, “Din, bir cemaatin

meydana gelmesini sağlayan ayin ve inançlar sistemidir”. Din psikolojisi açısından

yaklaşan Feurbach “Din, dua, kurban ve inançla kendini gösteren bir arzudur”.

Tanımlarda bir ittifakın olmaması ve ayrılıkların olmasında dinin kompleks bir yapıda

olması etkili olduğu gibi, dini tanımlayanların, dine sübjektif bir şekilde yaklaşımları da

etkili olmuştur.

Konuya açıklık getirmesi açısından biz bazı bilginlerin din tariflerini vermekle

yetineceğiz.

Bunlar:

Max Müler: “Din, ruhun bir kuvvetidir ki, aklın ve duyu organlarının insana

muhtelif isim ve sembollerle, sonsuzu kavrama imkânını verir.”

Taylor: “Din, ruhani varlıklara inanmaktan ibarettir.”

Kant: “Din, insanın bütün vazifelerinde ilahi emrin bilinmesi ve tanımasıdır.”

Spencer: “Din, tabiatüstü ve esrarlı kuvvetlerin varlığına inanmaktır.”

Reinach: “Din, beşeri kuvvetlerin serbestçe kullanılmasını önleyen kuruntu ve özel

kayıtların toplamıdır.” Şeklinde tanımlamalar yapılmıştır.

Mircae Eliade: “kutsalın tecrübesinin” mükemmel insanın bir özelliği olduğunu,

böylece dinin insan için kaçınılmaz bir fenomen olduğunu belirtmiştir.

J.G.Frazer: “Dinden ben, netice olarak tabiat nizamını ve beşer hayatını

yönettiğine ve kontrol ettiğine inanılan insanüstü kuvvetlerin bir yatıştırma ve

uzlaştırmasını anlarım”.

Batı orijinli mezkûr tanımların yanında İslam’ın ve İslam bilginlerinin de din

hakkındaki görüşlerine de yer vermekte fayda vardır. Kuran’da 95 ayette din ve din

kelimesinin türevleri kullanılmıştır. Ancak Kuran’da geçen kelimesi tek bir anlamı ifade

etmeyip kullanıldığı ayetlerin öncesi ve sonrası ile bütünlüğüne göre değişik anlamlar

kazanmaktadır. Kuran’da geçen din kelimesi için değişik tasnifler yapılmaktadır. Bunlar

özetle şöyledir: ceza, karşılık, örf ve adet, itaat ve inkıyad, hesap, hâkimiyet ve

galibiyet, saltanat, mülkiyet, hüküm ve ferman, ibadet, millet, şeriat ve İslam Batı

dünyasında olduğu gibi İslam dünyasında da farklı tanımlar yapılmıştır. Bunların

bazıları şunlardır:

Seyyid Şerif Cürcani: “Din, akıl sahiplerini peygamberin bildirdiği şeyleri kabule

çağıran ilahi bir kanundur”.

Tahanevi: “Din, akıl sahiplerini kendi iradeleriyle halde salaha ahirette felaha sevk

eder”. İslam bilginlerinin din ile ilgili yapmış oldukları tanımlara bakıldığında dikkatti

çeken nokta, bütün İslam bilginlerinin yaptıkları din tarifinde vahyin esas olarak

alınmasıdır. İslam bilginlerinin genelde üzerinde ittifak ettikleri tarif şöyle özetlenebilir:

“Din, akıl sahibi insanları, kendi irade ve arzuları ile bizzat onun için hayırlı olan

şeylere sevk eden ilahi kanundur”.

1.2. Dinin Kaynağı ve Tasnifi

Dinin nasıl ortaya çıktığı, dinin ne tür kaynaklara dayandığı konusunda kutsal

kitapların verdiği bilgilerden başka herhangi bir tarihi belgeye rast gelinmemiştir.

Ancak buna rağmen bazı bilim adamları dinin kaynağını taspit etmeye çalışmış ve dinin

menşei hakkında bazı teoriler ortaya atmışlardır. Dinin tanımında olduğu gibi dinin

kaynağı hakkında da bilim adamları ve teologlar arasında herhangi bir ittifak oluşmamış

ve bu konuda farklı görüşler ortaya çıkmıştır. Kutsal kitaplara bakıldığında ilk

insanların Tanrı bilgisine sahip oldukları ancak zamanla ilk dinin bozulup yozlaşarak çok tanrılı dinlerin meydana geldiği ileri sürülmüştür. Bunları anahatlarıyla evrimci

görüş ve vahye dayalı görüş şeklinde iki ana kategoride incelemek mümkündür.

Charls Darwin’in (1809–1882) XIX yüzyılda biyolojik evrimle ilgili “Türlerin

Kökeni” adlı eserinin yayınlanması batıda din karşıtı olanları biraz heyecanlandırmışsa

da yaratılışı reddeden bu teori ortaya çıkışından bugüne kadar sürekli olarak kan

kaybetmiştir.

Vahiy temeline dayalı görüşe kısaca bakmakta fayda vardır. Yahudiler, dinin

kaynağını Hz. İbrahim’in soyundan gelen İbranilere kadar götürürler (MÖ 2000 yıllar).

Hıristiyan inancına göre, Hıristiyanlık Hz. İsa tarafından kurulmuş ve onun yaşamına

dayanan bir dindir. İslamiyet, Hz. ?brahim’in, Hz. Musa’nın, Hz. İsa’nın ve daha önce

bütün peygamberlerin tebliğ ettikleri her şeyi kabul eder.

Din kavramı ve kaynağı ile ilgili vermiş olduğumuz bu genel bilgilerden sonra

değinme ihtiyacı duyduğumuz bir konu da dinlerin tasnifi konusudur. Dinlerin

geçirmekte oldukları gelişim devrelerine, şekil esas alınarak yapılan sınıflandırmalarla

özel bir yer verilmesinin gerekliliği yanında bu tip tasniflerde bunun yapılmasının

oldukça zor olduğu görülmektedir. Din olayının oldukça kompleks yapısı, dinin

tenkitlere karşı oldukça duyarlı olmasına neden olmuş ve dinlerin açık bir tasnifinin

yapılmasına da engel teşkil etmiştir. Bununla beraber birçok insan, dinlerin tasnifine

teşebbüs etmiştir. Dinin tanımındaki farklılıklar ve değişik görüşler dinlerin tasnifi

konusunda da olmakla beraber anahatlarıyla dinleri şu şekilde tasnif edebiliriz: Bazı

batılı bilginler dinleri “Kurucusu Olan Dinler” ve “Geleneksel Dinler” diye

gruplandırırken, bazıları da “Milli Dinler” ve “Evrensel Dinler” diye

gruplandırmışlardır. ?slam bilginleri ise, dinleri “Hak Dinler” ve “Batıl Dinler” veya

“Vahye Dayanan Dinler” “Tabii Dinler” diye ikili gruplara ayırmışlardır.

2.1. Dinler Tarihi

Dinler tarihi, tarih ve filoloji bilimlerin desteğiyle dinlerin ortaya çıkışını,

gelişimini, inanç, ibadet ve ahlaki değerlerini tarihsel süreç içersinde inceleyen ve

fenomenolojik metodundan da faydalanarak dini inançları inceleyen bir bilim dalıdır.

Bu bilim, mevcut veya geçmişte yaşamış bütün dinleri bilimsel kurallar

çerçevesinde ve objektif bir bakış açısıyla inceler. İnsanların kopmaz bir parçası olan

dinleri ve içeriklerini inceleyen bilim dalı olan dinler tarihi, vasıflayıcı metoduyla,

belirli bir dinin savunmasını üzerine almış kelam ve din felsefesi gibi ilimlerden

ayrılmakla birilikte, onlara ihtiyaçları olan malzemeleri ulaştırır. Tarihsel ve filolojik

metotlardan faydalanarak çeşitli ülke ve milletlerin, küçük veya büyük toplumların din

ve inançlarını inceler. Dinler tarihi, bütün dinleri kendi sınırları içinde ayrı ayrı

inceleyerek, dinlerin nasıl meydana geldiklerini, doğuşundan günümüze kadar ne tür

değişiklikler geçirdiklerini ve incelenen dinlerin mevcut durumlarının nasıl olduklarını

inceler.

Siyasi tarihleri olmayan ilkel ve vahşi kabilelerin din ve inanç yapıları da dinler

tarihinin konusu içine girer. Fakat derinlemesine inceleme yaptığı asıl alan medeni

insan toplulukların sosyal açıdan gelişme ve yenilikleridir.

Yukarıda da değindiğimiz gibi dinler tarihi, dinleri yer ve zaman göstererek

inceleyen bir bilim dalıdır. Dinler tarihi, bu incelemeleri yaparken zaman zaman

kıyaslamalara da yer vermektedir. Bununla birlikte bazı dinler tarihçileri dinleri tarihsel

süreç içersinde incelemeyi uygun görürken, bazı din bilimcileri de incelemelerinde

karşılaştırmaya yer vermeyi uygun bulmuşlardır. Bazı din bilimcileri dinler tarihini,

özellikle din mukayesesi ve Din Fenomenolojisinden ayrı tutma gerekliliğini

vurgulamışlardır. Ancak tarihi bir dini, mezkûr iki disipline belli bir ölçüde de olsa

başvurmaksızın incelemek zordur. Çünkü bir dini veya herhangi bir kurumu

incelerken, mevcut incelenen kurumu daha iyi anlayabilmek için benzerleri ile

kıyaslama bir nevi zorunluluk arz etmektedir. Sonuç olarak tüm din bilimcileri hemfikir

olmasa da dinler tarihi, dinleri ya bir tarihçi zihniyetiyle ya da mukayese amacıyla incelemesi gerektiği kanısındayız. Dinler tarihinin tanımı ve metotları hakkında verdiğimiz bu bilgilerden sonra, dinler tarihinin batıda ve İslam dünyasındaki gelişimine de bakmanın faydalı olduğu

kanısındayız. Batıda bu bilimin gelişimine baktığımızda Ortaçağ’da tek gerçeğin

Hıristiyanlık olduğu inancıyla, batı dünyası diğer dinlerle ilgilenmeyi gereksiz gördüler.

Ancak batıda diğer dinlere karşı bu ilgisizlik, sömürgecilik ve aktif misyonerlik

faaliyetlerinin artması sonucunda değişime uğramıştır. Sömürgecilik ve misyonerlik

faaliyetleri batıda Hıristiyanlık dışındaki dinlere de ilgi göstermeyi ve onları incelemeyi

bir nevi zorunlu kıldığını söylemek yerinde bir düşüncedir.

Avrupa’da modern anlamda din araştırmaları Max Müler ile başladı. M. Müler

“Dinler Tarihine Giriş” adlı eseri ile dinler tarihi alanında takip edilen bir yol çizmiş,

geniş bilgisi sayesinde müsteşriklere rehberlik etmiş ve sayede şarkın mukaddes

kitaplarının batı dillerine tercüme edilmeye başlamıştır. Müller’in bu alanda açmış

olduğu bu çığır diğer Avrupa devletlerinde de dinler tarihi ile ilgili eserler verilmeye

başlamıştır. Bu gelişmelere paralel olarak Hollanda, İngiltere, Fransa ve İtalya

üniversitelerinde Dinler Tarihine geniş yer verilmiş ve özel kürsüler kurulmaya

başlamıştır. Emile Durkheim ile Batıda Dinler tarihinin önemi büsbütün artmaya

başlamıştır. Durkheim, dini tamamen sosyal yönden inceleyerek bu alana yeni bir boyut

kazandırmıştır.

Ana hatlarıyla batıdaki Dinler Tarihi ile ilgili çalışmalardan sonra İslam

dünyasındaki çalışmalara da kısaca göz atmakta fayda vardır. İslam dünyasında, din

felsefesi, tasavvuf ve Dinler tarihi önceleri birlikte ele alınmıştır. Bu bilimler doğal

olarak zamanla birbirinden ayrılarak ihtisaslaşmaya doğru tedrici bir temayül

göstermiştir. İlk dönemlerde Dinler Tarihi, mezkûr bilimlerle birlikte

değerlendirilmiş olsa da bu alanla ilgili ilk ciddi araştırmalar da İslam dünyasında

başlamış ve bu çalışmalar İslam dünyasından batı dünyasına kaymaya başlamıştır.

Dinler Tarihi ile ilgili ilk çalışmalar İslam dünyasında başlamışsa da son dönemlerde

batıdaki çalışmalar hem nicelik hem de nitelik bakımından ilerleme göstermiş

durumdadır. Özellikle günümüz batılı yazarlar, sadece dinlerin kendisiyle değil, dinlerin

etrafında oluşan ve çağımız insanların ilgisini çeken uç noktalarıyla ilgilenmektedir.

Batıdaki bu çalışmaların dinler tarihi araştırmaların ötesinde, bir misyoner metodu

olarak kullanıldığı söylenebilir.

İslam dünyasında dinler tarihi ile ilgili örnek vermemiz gerekirse bunların başında

İbn Hazm (Kitbu’l-Fasl fi-Milel ve’n-Nihal), Şehristani (el-Milel ve’n-Nihal), ?bn

Teymiye, el-Biruni, Muhammed Ebu Zehra gelmektedir.

Genelde Batı ve İslam dünyasındaki dinler tarihi ile ilgili çalışmalara Türkiye’de de

önem verilmiş ve bu alandaki eserler her geçen gün artış göstermiştir. Osmanlı

Devleti’nin son dönemlerinde “Tarih-i Edyan” adı altında bazı kitaplar yayınlanmıştır.

Cumhuriyetin ilanından sonra kurulan ilahiyat fakültelerinde dinler tarihi dersi “tarih-i

edyan” adı altında okutulmaya devam edilmiştir. Günümüzde yirmiye yakın ilahiyat

fakültesinde Dinler Tarihi Ana Bilim Dalı bulunmakta olup dinler tarihi ile ilgili

çalışmalar da önem kazanmaya başlamıştır.

Türkiye’de dinler tarihi ile ilgili bazı önemli

bilim adamlarımız ve eserleri şunlardır: Mehmet Aydın, Dinler Tarihine Giriş, Konya,

2004, Mehmet Toplamcıoğlu, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Ekrem Sarıkçıoğlu,

Başlangıçtan Günümüze Dinler Tarihi, Isparta, 2002, Abdurrahman Küçük- Günay

Tümer, Dinler Tarihi, Ank., 2002, Baki Adam, Karşılaştırmalı Dinler Tarihi, Ank.,

2006.

İnsanlık tarihi boyunca farklı isim ve şekillerde olsa da insanlar genel anlamda bir

dine inanma ihtiyacı hissetmişlerdir. Bu durum da dinler tarihinin karmaşık bir yapı arz

etmesine neden olmaktadır. Bu karmaşık yapı kıtaların bağlantısı konumunda olan

Ortadoğu’da kendisini daha çok hissettirmektedir. Çünkü tarihsel süreç içersinde birçok etnik yapı, farklı kültürleri barındırması ve buna paralel olarak da tüm ilahi dinlerin doğduğu yer olması Ortadoğu’nun inanç bakımında heterojen bir yapı arz etmesine neden olmuştur.

 

Elif SARITAŞ

24.03.2020

Önceki sayfa   Sayfa başına git  
YORUMLAR
 Onay bekleyen yorum yok.

Küfür, hakaret içeren; dil, din, ırk ayrımı yapan; yasalara aykırı ifade ve beyanda bulunan ve tamamı büyük harflerle yazılan yorumlar yayınlanmayacaktır.
Neleri kabul ediyorum: IP adresimin kaydedileceğini, adli makamlarca istenmesi durumunda ip adresimin yetkililerle paylaşılacağını, yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın, yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
 

Bu haber henüz yorumlanmamış...

FACEBOOK YORUM
Yorumlarınızı Facebook hesabınız üzerinden yapın hemen onaylansın...
YAZARLAR
Elif SARITAŞ
Elif SARITAŞ
BARIN KATLİAMI
Mustafa Çağlayan
Mustafa Çağlayan
TÜKETİCİ KÖŞESİ
Mustafa Yolcu
Mustafa Yolcu
ARKADAŞIM RECEP KÖMÜRCÜ
Süleyman Göksu
Süleyman Göksu
Berat Gecesi
Mehmet Şimşek
Mehmet Şimşek
KADINLARIMIZ (174. Bölüm)
Erdal Handemir
Erdal Handemir
BİZ BİZE YETERİZ
ÇOK OKUNANLAR
ARŞİV
ÇOK YORUMLANANLAR
SÜPER LİG PUAN DURUMU
FACEBOOK'TA SUNHABER
TWITTER'DA SUNHABER
NAMAZ VAKİTLERİ
İmsak 04:36   İkindi 16:41
Güneş 06:16   Akşam 19:28
Öğle 13:02   Yatsı 20:57
Nöbetçi Eczneler
Ana Sayfa Yerel Asayiş Siyaset Ekonomi Spor Güncel Dünya Eğitim Sağlık Kültür & Sanat
KünyeHakkımızda KünyeKünye İletişimİletişim FacebookFacebook TwitterTwitter Google+Google+ RSSRSS Sitene EkleSitene Ekle Günün HaberleriGünün Haberleri